Hukuk devletinde kişi hürriyeti esas, bu hürriyetin kısıtlanması ise ancak kanunla çizilmiş sınırlarla mümkün olan bir istisnadır. Bu sınırların en çok tartışılan ve günlük hayatta sıkça karşılaşılan uygulama alanlarından biri olan kelepçe kullanımı, sanılanın aksine her yakalama işleminin mecburi bir parçası değildir. Türk ceza mevzuatında bir zorunluluktan ziyade, ancak somut güvenlik risklerinin varlığı halinde başvurulabilecek bir tedbir olarak düzenlenen bu yetki, özellikle "ters kelepçe" uygulamasıyla birlikte ciddi hak ihlalleri tartışmalarının odağına yerleşmiştir.
Mevzuatta açık bir tanımı bulunmayan ancak ellerin arkadan birleştirilmesiyle icra edilen bu yöntem, sadece bir emniyet tedbiri değil; kişinin vücut dokunulmazlığı, insan onuru ve masumiyet karinesiyle doğrudan ilintili kritik bir hukuki meseledir.
Bu yazımızda, güvenlik güçlerinin zor kullanma yetkisinin sınırlarını, ters kelepçe uygulamasının tıbbi ve hukuki risklerini ve bu konuda verilen emsal yargı kararlarını detaylarıyla ele alacağız
KELEPÇE UYGULAMASININ HUKUKİ SINIRLARI
Hukuk sistemimizde kelepçe kullanımı, sanılanın aksine her gözaltı veya yakalama işleminde başvurulması gereken mecburi bir prosedür değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 93. maddesi, bu yetkiyi kolluk görevlilerine sadece belirli risklerin varlığı halinde tanımıştır. Bir kişiye kelepçe takılabilmesi için o kişinin kaçma niyetinde olduğuna dair somut veriler bulunmalı ya da kendisi veya başkaları için fiziksel bir tehdit oluşturması gerekmektedir. Eğer bu tür bir tehlike söz konusu değilse, kelepçe takılması orantısız bir güç kullanımı ve hak ihlali olarak kabul edilebilir.
MEVZUATTA TERS KELEPÇENİN YERİ VE İNSAN ONURU
Türk hukuk mevzuatında "ters kelepçe" şeklinde özel bir tanım ya da uygulama biçimi yer almamaktadır. Standart uygulamada kelepçe kural olarak önden takılırken, ellerin arkadan birleştirilmesi yöntemi ancak çok istisnai güvenlik gerekçeleriyle açıklanabilir. Anayasa Mahkemesi ve uluslararası hukuk mercileri, kaçma riski bulunmayan veya direniş göstermeyen kişilere ters kelepçe takılmasını "insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele" olarak nitelendirmektedir. Bu uygulama, kişiyi toplum nezdinde suçlu gibi damgalama ve aşağılama etkisi yarattığı için masumiyet karinesini de zedelemektedir.
ÇOCUKLAR VE YARGILAMA SÜRECİNDEKİ ÖZEL KORUMALAR
Kelepçe kullanımı konusunda en sert yasak çocuklara yöneliktir. Çocuk Koruma Kanunu uyarınca, 18 yaşını doldurmamış çocuklara, işlediği iddia edilen suç ne olursa olsun hiçbir şekilde kelepçe veya zincir takılamaz. Benzer bir hassasiyet mahkeme aşaması için de geçerlidir; bir sanık hakim veya savcı huzuruna çıkarıldığında üzerindeki her türlü bağın çözülmüş olması kanuni bir gerekliliktir.
TERS KELEPÇENİN TIBBİ VE PSİKOLOJİK ZARARLARI
Ters kelepçe, sadece hukuki bir ihlal değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık riskidir. Kolların doğal olmayan bir açıyla geriye doğru zorlanması; omuzlarda, el bileklerinde ve sinir sisteminde kalıcı hasarlara, hatta kemik kırıklarına yol açabilmektedir. Tıp dünyası bu yöntemi, vücutta yarattığı ağır fiziksel acı ve travma nedeniyle "pozisyonel işkence" olarak tanımlamaktadır. Fiziksel zararların yanı sıra, kişinin yaşadığı çaresizlik ve aşağılanma duygusu, akut stres bozukluğu ve depresyon gibi kalıcı psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirebilmektedir.
HAKSIZ UYGULAMALARA KARŞI HAK ARAMA YOLLARI
Şartlar oluşmadan veya orantısız şekilde ters kelepçeye maruz kalan kişilerin geniş yasal başvuru hakları bulunmaktadır. Bu uygulamayı gerçekleştiren kamu görevlileri hakkında "görevi kötüye kullanma" veya "işkence" iddialarıyla suç duyurusunda bulunulabileceği gibi, ilgili bakanlığa karşı maddi ve manevi tazminat davaları açılabilir. Yüksek mahkemelerin yerleşik içtihatları, keyfi şekilde ters kelepçe takılan kişilere manevi tazminat ödenmesi ve sorumluların cezalandırılması yönündedir.
YÜKSEK YARGININ "TERS KELEPÇE" İÇTİHATLARI VE BAZI KARAR KÜNYELERİ
Ters kelepçe uygulamasının hukuki sınırları, aşağıda künyeleri belirtilen emsal kararlar ile net bir şekilde çizilmiştir:
Av. Cengiz SERTTAŞ